15 Haziran 2010 Salı

sansür, yasaklar, cezalar ve yargı

Bir blog yapalım dedik, 1 ay olmuş bir şey yazmamışız. Zaten derdimiz yazmak değil, dertlerini çizgilerle anlatanları, seslerini baloncukları içinde duyurmaya çalışanları paylaşmak. Bu bir ay içinde o kadar çok olay oldu, o kadar çok ses çıkmaya çalıştı ki yetişemedim.

Bugünlük konumuz sansür, yasaklar, cezalar... Google'a henüz değinmeyeceğim, onunla ilgili gerekli linkler aşağıda. Açın, bakın, duyurun, katılın....

Ama unutmayalım ki bu ülkede sansür ve yasaklar sanal ortamla sınırlı olmaktan çok uzak. Bu yüzden bunu çok güzel hatırlatmayı başaran bir karikatüre yer vermek istedim. 6 Haziran 2010 tarihli Uykusuz'un 2. sayfasında yayınlanan bu karikatür imzasız ama çizgiler Yavuz Öztürk'e ait. Ucu her zaman sansüre dayanan yasaklar, cezalar ve yargıyla ilgili.


Hatırlatalım ki karikatüre konu olan İrfan Aktan, Express dergisinde yayınlanan bir yazısından dolayı terör örgütü propagandası yapmaktan suçlu bulundu ve sürmekte olan dava İrfan Aktan'ın 15 ay hapis, derginin de para cezasına mahkûm olmasıyla sonuçlandı. Ayrıntılı bilgiyi ve Aktan'ın savunmasını Yıldırım Türker'in 7 Haziran 2010 tarihli Radikal gazetesindeki yazısından okuyabilirsiniz.

Bu konuda Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi çok güzel bir imza kampanyası başlatmış durumda:



"Karar ve karara zemin oluşturan Terörle Mücadele Kanunu", mağduru olan çocuklardan başlayarak insan haklarının ve özgürlüğün korunması için mücadele edilmesi gereken bir kanun. Karikatürün de altını çizdiği gibi, sansürle ve yasaklarla boğuşurken, insan haklarını ve özgürlüğümüzü savunmaya çalışırken esas mücadelenin kanunlara karşı verilmesi gerekiyor. En acı durumun altını en güzel çizmeyi beceren mizahtır ve durumu özetlemek için bire birdir diyerek yine aynı Uykusuz'da yer alan iki karikatürü buraya eklemeden edemeyeceğim:


Mücadele edilmesi gereken epey bir kanunumuz var. Sansür konusundan girdik, gündemdeki en sıcak konuyla bitirelim. TMK kadar doğrudan can acıtmasa da mücadele edilmesi gereken bir diğer yasa 5651 No.'lu kanun. Youtube'dan başlayıp Google servisleriyle etkisini göstermeye devam eden bu kanun ve genel olarak Internet sansürüne karşı oluşturabilecek eylemler için 19 Haziran 2010 tarihinde saat 13:00-17:00 arası Kadir Has Üniversitesi'nde bir ortak platform toplantısı gerçekleşecek. Toplantı katılıma açıktır, duyurulur...

Özgürlüklerin kısıtlanmasını küçük bir bisiklet yasağı öyküsü üzerinden okumak için sütlükahve'nin bloguna davet ediyorum sizi. Aşağıdaki linkleri kolaylık olsun diye, başa eklediğim ikisi hariç, oradan kopyalayıp yapıştırdım!













İnternet sansürü ile ilgili yazılar:

13 Mayıs 2010 Perşembe

Kaçış Alıştırmacı


Bu videoya meren bey'in talihsiz serüvenini okurken rastladım. Ateş karıncaları denen bu sömürgeci yaratıklar suyun üzerinde gidebilmek için bedenlerini birleştirip sal haline getiriyorlar.

Kısa bir süre sonra, yani geçen hafta (6 Mayıs), Umut Sarıkaya'nın Uyksuz'daki muhteşem tablosuna rastladım ve görür görmez ateş karıncalarını hatırladım:

Belki "ilerde dünyaya birşey olursa, uzay gemisi yapamayan ülkeler dünyadan böyle kaçıcaz..." yani ateş karıncası usulüyle!

Iskalanmaması gereken bazı ayrıntılar:

* kafalardan oluşan Umut Sarıkaya dudakları...

* yine kafalardan oluşan eşofman lastikleri...

* aralardan sırıtmakta olan siyah kardeşlerimiz; özellikle sağ omuz hizasında kolunun altına kocaman bir pet şişe sıkıştırmış olan Afrikalı dostumuz...

* ama esas olarak, baklavaları oluşturan ve donları (beyazlarınkinden "büyük" olduğu için) aşağıya sarkmış siyah kardeşlerimiz... Kolları ve bacaklarıyla oluşturdukları baklavalar adeta bu yapının direğini oluşturmakta...

* yapının diğer taşıyıcısı ise kazağın lastiğini oluşturan ve yükün çoğunu taşıyan insancıklar...

* çok uçta oldukları için parmaklardan düşen insanlar...

* elinden çakmağını düşüren vatandaş...

Ve daha nicelerinin arasından, bacak arasından tersten sarkıtılan ve marakas çalan çok sevinçli maymun... "tumboleyo tumboleyo" ;)

Buradaki düşünme balonu resmin bütününe bakınca insanlardan müteşekkil bu devin düşüncesiymiş gibi algılansa da baloncuğun hangi kafadan çıktığını takip edince başparmağa tünemiş zar zor tutunan bir insacığa ait olduğu anlaşılıyor. Oysa resimaltı görevi görüyor.

Arka planda koşan kadın "oluşumuna" gelince... önce ikinci planda kalıyor. İlk göze çarpan şey saçları. Dikkatle bakılınca bu saçların en tepeye tünemiş birçok insancığın çok uzun saçlarından oluştuğu fark ediliyor. Bu dev kadın yapısının erkek gibi bir taşıyıcı direğe ihtiyacı yok. Yine insancıklardan oluşmuş kocaman memelerine rağmen sapasağlam bir yapı.

Eğer yanılmıyorsam erkek "gemi" erkeklerden, kadın "gemi" ise kadınlardan müteşekkil. Nuh'un gemisine uygun şekilde çift olarak kaçıyorlar. Geminin kaptanı ise kadın devin öndeki elinin en ucunda oturduğu için ne kadar korkmuş olsa da başı çeken ve yol göstericisi görevini hemen üstlenmiş, Umut Sarıkaya'nın olmazsa olmaz anne figürü...

Şimdi susuyorum ve bu tabloyla sizi baş başa bırakıyorum...

Taşındık!

Tumblr'da başladığım Çizgi Sesler bloguma buradan devam edeceğim hayırlısıyla...
Az sayıdaki Tumblr post'umu ileride buraya taşıyabilmeyi umuyorum, şimdilik "export" özellikleri yok...